| |
‘Çevresel Faktörlerin
Nörolojik Hastalıklara Etkisi’ başlıklı X. NÖBİVA sempozyumu
Gazi Üniversitesi Nöroloji AD ve Nöropsikiyatri Merkezi
tarafından 2-4 Ekim 2009 tarihleri arasında Ürgüp’te
düzenlendi. Farklı disiplinlerden bilim insanlarının
katıldığı toplantının sonuçları toplum sağlığına yönelik
bazı pratik uyarı ve önlemleri de içermesi açısından önem
taşıyordu. Sempozyumun sonuç bildirgesi sempozyumun
başkanlığını yapan Prof. Dr. Hayrunnisa Bolay Belen
tarafından açıklandı.
Nörolojik hastalıkların ortaya çıkmasında genetik yatkınlık
son derece önemli olup dış faktörlerin (atmosferik hava, ev
içi toksinler, elektromanyetik alanlar, zirai ilaçlar, yaşam
tarzı, gıda, vitamin, tıbbi ilaçlar v.b) genetik yapıyla
etkileşimi bu bireylerde hastalığı ortaya çıkarabilmektedir.
Migren ağrıları hava değişimlerinden etkilenmekte ancak
havaların 5 derece ve üzerinde ısınması, alçak basınç ve
hava kirliliği ve Sahra çöl tozu içeriği ile ilişkili
görünmektedir. Baş ağrısı atakları sıcaklık azalması, nem,
rüzgâr, sis, kar, yağmur, şimşek gibi hava özelliklerinden
bağımsız bulunmuştur. Atmosferde kıtalararası taşınan Sahra
çöl tozu ve beraberindeki bakteri, mantar, virüs ve polenler
sağlığı olumsuz etkilemektedir. Türkiye’ye Lodos ile gelen
toz içeren hava, migren baş ağrısını tetikleyebilmekte,
astım, alerjik ve alerjik olmayan üst solunum yolu
enfeksiyonu belirtilerine yol açmaktadır. Özellikle çöl
tozunun yoğun geldiği sonbahar ve ilkbahar aylarında
hastaların sıklaşmış ataklarına dikkat etmeleri ve gereğinde
önceden ilaç kullanmaları gerekebilir.
Migren ağrısını tetikleyen bir diğer faktör gıdalardır.
Besinlere karşı tip 3 diye adlandırılan gecikmiş alerjik
reaksiyon(4-72 saat sonra) migren ağrısını tetiklemektedir.
Bazı sağlık kurumlarında tahıllar, süt ve süt ürünleri,
deniz ürünleri, katkı maddeleri, yumurta, et ve kuruyemiş
gibi 300e yakın pek çok besin maddesine karşı alerjinin
varlığı test edilebilmektedir. Bireyler buralara başvurarak
alerjik oldukları besinleri öğrenebilirler. Alerjik olunan
gıdaları diyetten uzaklaştırmak migren ataklarını %30 gibi
önemli bir oranda azaltmaktadır.
Epilepsi nöbetleri de dış faktörlerden kolaylıkla
etkilenmekte, fiziksel uyaranlar, sıcak, alkol, kafein,
açlık, uykusuzluk, yoğun ekzersiz, ateşli hastalıklar nöbeti
tetiklemektedir. Epilepsi hastalarının bu faktörlere dikkat
etmesi gerekir. Refleks epilepsi ise sadece bu dış
uyaranlarla ortaya çıkmaktadır, şiddetli ışık, yanıp sönen
ışıklar, dokunma, hareket, sıcak su ile banyo yapmak, müzik
dinlemek, düşünmek, matematik sorusu çözmek, yüksek sesle
okumak, yemek yemek gibi aktivitelerle nöbet başlamaktadır.
Bu hastaları duyarlı olduğu uyaranlardan uzaklaştırmak
tedavide ilk atılacak adım olmaktadır.
Multiple skleroz hastalığına yakalanma riskinde coğrafi
dağılım önemli olup, Avrupa kıtası ve Kuzey Amerika yüksek
risk, Türkiye ise orta derecede risk bölgesidir. Bireyin 15
yaşına dek yaşamını geçirdiği bölge kritiktir, 15 yaşından
sonra göç ederse doğduğu ülkenin riskini taşımakta, 15
yaşından önce göç ederse, gittiği ülkenin riskini
almaktadır. Bunun yanında aktif ya da pasif sigara içmek
çocukluk çağında MS riskini bariz arttırmaktadır. Japonya’da
yapılan yeni bir çalışma zaman içinde yeni ortaya çıkan
multiple skleroz sayısında artış olduğunu ve başlangıç
yaşının düştüğünü göstermiştir. Cep telefonlarına en erken
geçen toplum olduğu için elektromanyetik alanların bu artan
multiple skleroz riski üzerinde etkisinin olup olmadığı
ayrıca incelenmelidir. Günlük güneş ışığı miktarı, D
vitamininin de koruyucu olduğu bildirilmektedir.
Çevresel kirleticilerin içinde en önemlileri insan eliyle
yapılan ve doğaya karışıp kullanılamayan endüstrileşme,
tarım, madencilik, şehirleşme, ulaşım ve enerji üretiminde
rol alan sentetik maddelerdir. Kurşun, civa, kadmiyum gibi
ağır metaller sinir sisteminde ağır hasar yol açmaktadır.
Akaryakıta artık bulundurulması yasaklanan kurşun kirli
havada, toprakta ve suyolu ile alınmaktadır, kanda yüksek
kurşun düzeyi öğrenme güçlüğü, zekâ geriliği,
hiperaktiviteye de yol açmaktadır. DDT yıllardır resmi
kayıtlarda kullanılmadığı bildirilse de tarımda yaygın
olarak kullanılmakta, hem kullandığımız su ve toprağı
zehirleyerek hem de yediğimiz besinlerle doğrudan sağlığı
tehdit etmektedir. Evlerde çok kokulu olan mutfak, banyo ve
yer temizlik malzemelerinin çoğu tehlikeli olup, alerjik
etkileri bulunan, üst solunum yolu tahribatına yol açabilen
ve uzun vadede kanserojen olabilen maddeler içermektedir.
Bunlar kullanıldığında ortam muhakkak iyi havalandırılmalı
veya daha sağlıklı olan su bazlı temizlik malzemeleri
(örneğin arap sabunu) kullanılmalıdır. Yoğun ilaç sanayinin
olduğu yerler veya kişilerin fazla ilaç kullanması da diğer
bireylerin sağlığını olumsuz etkileyebilmektedir. Özellikle
hormon hapları, antibiyotikler, anti epileptik ilaçlar
tehlike arz etmektedir ve mevcut şehir suyunun arıtma
teknolojisi bu ilaçların geçişini engellememekte ve
temizlememektedir. Türkiye’de buna yönelik bir ölçüm de
henüz yapılmamaktadır.
İç ortamlarda ayrıca mikroorganizmalar ve özellikle
bakteriler havalandırmanın yapılmadığı kış ortamlarında çok
yoğun bulunmaktadır. Özellikle kreş, okul gibi kurumlarda
ölçümler en yüksek değerleri kaydetmiştir. Kreş ve okul
yöneticilerinin havalandırma işlemini yalnızca yaz aylarında
değil kış süresince de günde en az 1 saat olmak üzere
düzenli yapmalarını öneriyoruz.
Parkinson hastalığının ortaya çıkmasında, karbon monoksit
gazı (şofben, doğal gaz zehirlenmesi), mangan içeren ve halk
arasında keyif verici madde olarak bilinen potasyum
permanganat doğrudan etken olabilmektedir. Zirai ilaçlar da
içeriğindeki zehirli maddeler nedeniyle Parkinson riskini
arttırmaktadır. Kaynak ve maden işçilerinin maske
kullanması, tarım ilaçlarını uygulayan kişilerin ellerini ve
solunum yollarını korumaları, kısa sürede ortamdan
uzaklaşabilecek ilaçları kullanmaları ve DDT yi (yasal
olmayan yollardan elde ediliyor) hiç kullanmamaları
gerekmektedir. Ağır metaller aynı zamanda tüm vücut
sinirlerini de etkileyerek nöropati yapabilmektedir.
Sanayide, ayakkabı yapımında kullanılan maddeler,
yapıştırıcılar da etkendir; yapıştırıcıların kullanıldığı
yerlerde sık havalandırma yapılması gerekmektedir. Diyette
yetersiz alındığı için ortaya çıkan B vitamini eksikliği de
sinir sisteminde çok farklı hastalıklara yol açabilmektedir;
kırmızı et gibi gıdalarla veya vitamin desteği şeklinde
alımına dikkat edilmelidir. B vitamini ve folik asit
eksikliği demans, beyin-damar hastalıkları için de risk
faktörüdür, eksikliği muhakkak tedavi edilmelidir.
Elektromanyetik dalgalar çağımızın bir diğer tehlikesidir,
son 20 yıldır giderek artan görünmeyen bir elektromanyetik
ortamda yaşamaktayız ve bu manyetik alanlar doğada bulunan
manyetik alanların yüzlerce kat üstünde etkiye sahiptir.
Elektromanyetik alanlar beyin tümörü, sık konuşulan tarafta
işitme siniri tümörü, Alzheimer hastalığı riskini arttırır
ve bebekler, küçük çocuklar bu etkilere daha duyarlıdır.
Başağrısı, konuşulanları anlamada güçlük, psikolojik bazı
rahatsızlıklar, kan beyin bariyerinde açılma ve bağışıklık
sisteminde bozulmalara da yol açabilir. Korunma önlemlerine
burada daha ön plana çıkmaktadır ve toplum sağlığını daha
iyi koruyabilir. Bu noktada bazı önemli önerilerde bulunmak
gerekmektedir: 1)Kullanılmadığı zaman tüm elektrikli eşyalar
fişten çekilmelidir, 2) Kablosuz internet mümkünse
kullanılmamalı, zaruri ise sadece kullanıldığı sürece açık
tutulmalı ve apartmanda yaşayan diğer komşuların da
yöneticiler aracılığıyla bu kurala uyması istenmelidir, 3)
Cep telefonları az kullanılmalı, gerekli değilse
kullanılmadığı dönemde evde kapatılmalı, asla başucunda
alarm amacıyla kullanılmamalı, uzun konuşulacaksa kulaklık
takılmalı, çocuklardan uzak tutulmalıdır, 4) Bütün bu
uyarılara uyulsa bile 16 yaş altı çocukların cep telefonu
kullanması önerilmemektedir, 5) 3G telefon sisteminin normal
cep telefonundan 6 kat daha fazla radyasyon yaydığı herkese
duyurulmalı 3G riski tekrar düşünülmelidir, 6) Kablosuz
telefonlar, bebek telsizleri aynen cep telefonun riskini
taşımaktadır, bebek telsizleri kullanılmamalı, evlerde
mümkünse kablolu telefona geçilmelidir, 7)Mikrodalga
fırınlar da benzer dalgaları yaydığı için mümkünse evlerde
kullanılmamalı veya kullanılırken çocuklar mutfakta
olmamalıdır, 8) Tüplü televizyonlardan ziyade daha az
radyasyon yaydığı için LCD ekran tercih edilmelidir, benzer
önlem bilgisayar ekranı için de geçerlidir, 9) Baz
istasyonlarının yakınında oturulmamalıdır. Ev ortamınızın
güvenilirliğini de bu konuda çalışan radyasyondan korunma
merkezine başvurarak inceletebilirsiniz.
Alzheimer hastalığı da çevresel koşullardan etkilenebilen
bir hastalıktır, kafa travması bir risk faktörüdür.
Elektromanyetik alanlara maruz kalmak Alzheimer hastalığına
yakalanma riskini arttırmaktadır. Eğitim ise aksine koruyucu
etki göstermektedir, kadın olsun erkek olsun eğitim düzeyi
arttıkça Alzheimer riski azalmaktadır, bu bulgu yediden
yetmişe toplum sağlığı için eğitimin ne denli önemli
olduğunu bir kez daha göstermektedir. Ayrıca Akdeniz diyeti
adı verilen bol tahıl, baklagil, süt ve süt ürünleri, taze
sebze meyve, sızma zeytinyağı, ve az kırmızı et içeren
beslenme alışkanlığının, (beraberinde eksersiz de mevcut)
normal insanların ılımlı bilişsel bozukluk gelişme riskini
%30, ılımlı bilişsel işlev bozukluğu olan kişilerin
Alzheimer Hastalığına yakalanma riskini ise yaklaşık %50
oranında azalttığı gösterilmiştir.
Genel anestezide kullanılan ilaçlar deney hayvanlarında
Alzheimer hastalığına benzer tabloyu ortaya çıkarmaktadır.
Alzheimer hastalarında ise genel anestezi sonrasında
bilişsel işlevlerin daha fazla bozulduğu bilinmektedir. Bu
hastalarda mümkün olduğunda aneztezi süresinin kısa ve
hipoksinin oluşmamasına özen gösterilmesi gerekmektedir.
İnsanda genel anesteziklere maruziyetin Alzheimer
hastalığında riski ayrıntılı araştırılmamıştır.
Motor nöron hastalığında kanda kolesterol ve diğer yağların
yüksek olmasının olumlu olduğu bildirilmiş ve bu hastalarda
lipit düşürücü ilaçların verilmemesi önerilmektedir. Bu
konuda çalışmalar arttıkça lipit düşürücü ilaçların rolü
daha net açığa kavuşacaktır.
Fast food alışkanlığı toplum sağlığını son derece olumsuz
etkilemektedir. Fazla kalori ve yüksek şeker içerikli
gıdalar ayrıca barındırdığı yağ içeriğiyle beraber, kötü
huylu kolesterolü arttırmakta, damarlarda ve beyinde
harabiyete yol açmaktadır. Fast food besinlerindeki yüksek
tuz ve fosfor içeriği, tansiyon hastalarında ve böbrek
hastalarında tehlikeli boyutlardadır. Bir hamburger menüsü
ortalama 1200 kalori içermektedir, günlük ihtiyacın
neredeyse hepsini bir hamburger menüsünden alabilirsiniz.
Son yapılan çalışmalarda birbirinden farklı 8 ayrı marka
hamburger köftesinde et miktarının %2 kadar az olabildiğini
ve içerisinde, kemik, kıkırdak, periferik sinir, yağ dokusu,
bağ dokusu barındırdığını elektron mikroskobik incelemesi
ile göstermiştir. Sağlıklı bir yaşam ve hastalıklardan uzak
bir yaşlanma için fast food, kötü yağ içerikli ve kan
şekerini hızla yükselten yiyecek ve içeceklerden uzak
durmalı ve günlük kalori alımı kısıtlanmalıdır. Bugün
memelilerde, primatlarda ömrü uzattığı kesin kanıtlanmış tek
faktör kalori kısıtlaması olarak karşımıza çıkmaktadır.
Günlük kalori ihtiyacının %30 oranında azaltılması hem ömrü
uzatmakta hem de yaşlılıkla gelen beyin ve vücutta ortaya
çıkan hasarı azaltmaktadır. |
| |
|
|